İstanbul’u sel mi vurdu, betonlaşma mı?

Haber Giriş Tarihi: 16.10.2026 13:36
Haber Güncellenme Tarihi: 16.10.2026 13:36
https://www.dogankentgazetesi.com

İstanbul'daki şiddetli yağışlar iklim değişikliğini gündeme getirdi. Dr. Ahmet Adiller, sel felaketlerinin kentleşme biçiminden etkilendiğini kaydetti.

İSTANBUL (İGFA) - İstanbul’da 14 Ekim’de başlayan ve su baskınlarına neden olan şiddetli yağışlar, iklim değişikliği ve kentleşme arasındaki ilişkiyi bir kez daha gündeme taşıdı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi verilerine göre, Beykoz’da metrekareye 242 kilogram yağış düştü ve bu, son yılların en yüksek yağış değerlerinden biri olarak kaydedildi.

Üsküdar Üniversitesi Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, İstanbul’daki rekor yağışların nedenlerini, betonlaşmanın sel felaketlerindeki rolünü ve mevcut altyapının yeterliliğini değerlendirdi.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE ŞİDDETLİ YAĞIŞLAR

Dünya genelinde artan sıcaklıkların, atmosferin nem taşıma kapasitesini artırdığını belirten Dr. Adiller, bu durumun uygun meteorolojik koşullarda daha şiddetli yağışlara neden olabileceğini ifade etti. İstanbul’daki yağışların iklim değişikliğinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Adiller, “Dün yaşadığımız hava olayları iklim değişikliğinin hazırladığı zeminde meydana gelen aşırı hava olaylarıdır” dedi.

AŞIRI YAĞIŞLARIN AKDENİZ COĞRAFYASINDAKİ ETKİLERİ

Aşırı yağışların yalnızca İstanbul’a özgü olmadığını hatırlatan Dr. Adiller, Akdeniz Havzası’nda geçmiş yıllarda da benzer olayların yaşandığını belirtti. 2018 yılında Antalya'da kaydedilen 490,8 kilogram/mm yağış ve Eylül 2023'te Yunanistan'da yaşanan 760 kilogram yağış gibi örnekleri gösterdi.

KENTLEŞME VE SEL FELAKETLERİ

Dr. Adiller, İstanbul’daki su baskınlarının sadece yağış miktarıyla açıklanamayacağını, yanlış kentleşme politikalarının afetlerin etkisini artırdığını ifade etti. “Sel doğal bir olaydır ancak selin afete dönüşmesinde kentleşme biçimi önemli rol oynamaktadır” diyen Adiller, betonlaşmanın ve yeşil alanların azalmasının yağmur suyunun toprağa sızmasını zorlaştırdığını belirtti. İstanbul’un mevcut altyapısının aşırı yağışlara karşı yeterli olmadığını vurgulayan Dr. Adiller, “Drenaj sistemlerinin, değişen iklim koşulları dikkate alınarak yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir” dedi. Taşkın riskinin azaltılması için riskli bölgelerin belirlenmesi ve dere yataklarının korunmasının önemine dikkat çekti.

DOĞA TEMELLİ ÇÖZÜMLER

Kentlerin aşırı yağışlara karşı dirençli hale getirilmesinde doğa temelli çözümlerin önem taşıdığını belirten Dr. Adiller, suyu geçirebilen zeminler, yeşil çatılar ve yağmur suyu depolama sistemlerinin yaygınlaştırılması gerektiğini ifade etti. “Temel hedef, yağmur suyunu yalnızca kentten uzaklaştırmak değil, mümkün olduğunca düştüğü yerde tutmak ve kontrollü biçimde yönetmek olmalıdır” dedi. İstanbul’da bir yandan kuraklık yaşanırken diğer yandan rekor yağışların görülmesi, iklim değişikliğinin etkileriyle açıklanabilir. Dr. Adiller, “Kuraklık ve sel birbirine zıt gibi görünse de aynı bölgede yaşanabilir” diyerek, iklim değişikliğinin yağış rejimini de etkilediğini belirtti.

SEL SULARININ TEHLİKESİ

Sel felaketlerinin çevre ve halk sağlığı açısından önemli riskler oluşturduğunu belirten Dr. Adiller, sel sularının kirleticileri taşıyabileceğini ve bu durumun su kaynaklarının kirlenmesine yol açabileceğini ifade etti. “Sel sonrasında içme suyu şebekesinin güvenliği kontrol edilmeli, su kalitesi analizleri yapılmalıdır” dedi.

Türkiye’nin 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’na ev sahipliği yapacağını hatırlatan Dr. Adiller, iklim değişikliği ile mücadele ve uyum çalışmalarının ertelenmemesi gerektiğini vurguladı. “İklim değişikliğinin varlığını kabul ederek harekete geçmeliyiz” çağrısında bulundu.